Günahlarımızdan arınabilmişliğimiz vardı hepimizin.
Dünyaya inen her cellat bana uğramaya kararlı gibiydi.
Geç kalmışlıklar sarıyordu aslında tüm hayatımı yada yapılan yanlışlıklar.
İnsanlar neler neler derler, evet makbul biri hiçbir zaman olamadım..
O şaşılacak şey, o mucize, bu duyguların belkide tanrısıydı karşıma çıkan.
Yirmiüç Ocak, Evet doğum günümdü o gün benim.
Hayatımın en güzel doğum günü hediyesini almıştım tanrıdan.
Karla karışık yağmurun altında yorganın altına uzanıp mutsuz kadını oynayandı belkide.
Tanrılar her meleklerini savurduğunda bedenimde süzülüyordu Troya..
Tüm aldatmışlıklarına rağmen adım adım tüm cesaretimizle şehirin karelerini kirletiyorduk. Ağlıyorduk içten içe kirlettiğimiz duygularımız adına.
Piç olan ne varsa ürkek insanoğluna bırakmıştık belkide yada tüm piçliğimizle kuyuların dibine tırmanıyorduk.
Sancılandığım gecenin doruğunda. Yaşamışlıkların altında kirlenmiş tüm dudakları çekiyordu beni.
Seninle tanıdım penceremin altında ki tanrıları, Karla kaplı kristaller şehrinde..
Hayatımı boyadığın her anına şerefe !!
Süzülürdün gecelerim boyu, kısa mesafelerin uzak kadını olana kadar.
Dans ettiğin kumar masaları gibi benimle kumar oynuyordun, yer yer sarılıp yeryer gecelerini doyuruyordun.
Aldıramıyordum içimde ki çocukları, hissediyordum kadınlığıma her biriktirdiğin küfürlerini.
Ne istedin benden ? Biliyorum tadımızı bulduğumuz şaraplar bahaneydi..
Kırmızı giy kadın, felaketim ol !!
Tüm öpüşmelerimizin altında şarkılar sadece tahrik çabasındaydı. Hani "sus" derdin ya, hastahanelerde ki hemşireler gibi..
Sevdiğim şehri sevmiştim seninle, karlı geceler ısınıyordu bacak aranda. Sevişmişliklerimiz de varmı bizim, kaldırım taşlarında.
Aldıramıyordum aklımı, Sabahları gelişin, anahtar sesinin ardından parselleyen kapı gıcırtıları, sessizce yanıma uzanıp.
Burada mısın, yoksa hiç olmadın ?
Seni bana götürecek sokakları arıyorum, tanrım kayboluyorum artık. Adını her dua ile zikredişimde bile köşe bucak kaçacak delik arıyorum.
Köşe bucak deliklerde bile kulağımı arındıran ıslık seslerinle uyanıyorum.
Yüreğimde ki kerhaneler artık birbir yok oluyordu, belkide bir kaçış yoluydu bu..
Üşümüştü kadınlığın seni bulduğumda, yorulmuştun, yalnızlıktı tek derdin. Bir sen olmuştum sanırım. En azından öyle düşünüyordum.
Bembeyaz bir sabahan uyanmıştım, sen vardın nefes gerekmezdi artık bana. Ben sana değil kıvırcık saçlarına var oldum..
Ah Troya, Sadece seni sevdim. Bizi canlandıran tanrılar değildi, hapis düştüğümüz bu tımarhanelerdi.
Savurup atılması lazımdı bir kenera seni unutmam gereken herşey. Unutulması gereken herşey kıyamacağım kadar uykularında mutlu mesutlardı..
Hadi bir taş al eline kır herşeyi kirlettiğin o geceyi, unutuyorum piç olan ne varsa..
Soğuk odamda oturduğum anlarda birtek sen telaşı vuruyor bedenime. Bir elbise gibi geçirdiğim sen.. Artık çıplağım duyuyor musun Troya ?
Artık tek bir nefes gerek bize,
felaket tellalı kırmızı vosvos..


Mert Caner.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınızı bekliyorum!