Yağmurun bize hafif bakışı, damağımızda bıraktığı toprak kokusu.. 
Yok oluşumuzun eserlerini çiziyorduk hayata, izimizi kaybettiğimiz hayatın ardından..
Şarapta buluyorduk bedenimizi, kapıldığımız her duygu biraz daha yıpratıyordu.
Acıya gebe olduğumuz akşam yaklaşıyordu, şehir gereğinden fazla ıslanıyordu.
Kadın gibiydi yağmur, düşen her damla kırmızı şoförü biraz daha yoruyordu.
Geceye doğru çıktığımız yolculuğa hazırlanıyordu, uzun bekleyişler adına bir nudist gibi çık karşıma !
Kristallerle gömülü şehirde 36 beden bir otel odasında hazırlanıyordum..
onbirbuçuk üzerimize çökerken, kadını anlatabilmek ne zor..dayak yemiş gibiydi dizelerim..
Doldurduğum her kadeh bahşedemediklerim içindir.
Kadının biri küfür ediyordu sokağın ıssızlığında, Kahire'de buldum kendimi.
Halbuki ben Menora için ağlardım, yahudi bir palyaço sarhoşluğu için ağlardı..
Saat ilişiyordu, süregelişin içine eden topuk sesleri vardı kapımda.
Hafif dokunuşlarla kapıyı araladım, artık gitme vaktiydi.
Merdivenlerde bir kadın geçiyordu yanımdan, unutkanlığımın kokusu vardı üzerinde.
Pis bir koltukta hayal ediyordum, yürüdüm gittim..
Son zamanlarımı geçirdiğim kadının yanına gelmiştim, evden çıkışını izledim.
Sigarasını fırlattı kaldırımın kenarına, teniyle bütünleşmiş elbisesini yukarı sıyırışını hatırlar gibiydim.
sesi öyle üzgün geliyordu ki bir rahibi ürpertiyordu..
Anımsadığımız yollardan geçiyoruz, hatırlanan onca kalabalık, onca gürültü..

Güneş merhamet buyuruyordu bedenimize..

Mert Caner

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınızı bekliyorum!