Ortalığa toplanıyorduk sabah ayak topuklarımıza vururken.
Zamanı geçiriyorduk üzerimize, yüreğimi ellediği saatlerde.
Hissiyatlı bir kanepe, konuşacağı çok şey varken sadece bizi dinleyen..
Ağır dokunuşlar altında kayboluyordu masumiyetimizin izleri.
Mutluluk oyunu oynuyorduk belki de, balkona çıktı ve bir sigara yaktı.
Biraz utanıyordum, kadınlığının atlasını çizerken..
Yüzyıllardır ayrı kıtalar gibiydi dudakları, ne suyu görmüş ne eşini..
Kendi kıyılarıma düşüyorum, rüzgârını içerken.
Hayatımızı parçalara böldük, git gide ayrı düşüyorduk..
Ne yapacağını bile bilemeyen aciz bir bedene sahipti ruhum,
Yanlış bir film dönüyordu odada, tanrı bizi başarısızlıklar için yaratmıştı.
Usulca balkona sıyrıldım, bileklerim şehvetinden morarmıştı.
Güneş palmiyelerin üzerindeki yağmuru haklamıştı, bir kere daha terk ediyordu yerini geceye bırakırken.
Her batan güneş eski günleri hatırlatır gibi bir kere daha marizlemişti hayatımı.
Sokağa çıkmalıydık artık, korkuyordum aslında dışarısı bizden daha tehlikeliydi.
Birbiriyle fingirdeyen insanlar, ağzını burnunu dağıtan stadyum piçleri..
İnançlar artık toplumun iç dünyasından çevresine verdiği savaşlara döndü.
Kadınlar ağlıyor, insanlığımız azalıyor ve karakterimizi fazlaca anal sekse kurban veriyorduk.
İnsanları fazla önemsiyordum, kendimi önemsemediğim kadar.
Artık dışarı çıkmalıydık. Atkısını sardı boynuma, bir hayli soğuktu kadınlığı.
Hiçbir şeyin önemi kalmıyordu konuşmaktan başka, soğuk ve kirliliğin eşiğinde.
Adımlarımızı atmaya başladık, kaldırımlar yetimhaneden ayrılmış bir berduş kadar uzaktı.
Ben ağlarken o sadece susardı donuk günlerde. 
Cebimde bara gidemeyecek kadar bir para, insan daha ne isterdi huzurdan başka.
Deniz ve omuzları sıyrılmış bir kadın ile yürümeye devam ettim.
Kendimi almaya gidiyordum adeta hayal kırıklığının mavisinden.
Gün iyice kararmıştı, çıldırtan bir kalabalıktan uzak düşmüştük aniden.
Yürüyüşlerimizin son bulacağını düşlemeye başlamıştım, yorgunluk dizlerimi ağlatıyordu.
Gürültü ile yaşadığımız saatlerde; kravatlıların evlerine çekilmesi rahatlattığı kadar, elbisesi yırtıklar korkutuyordu.
Merdivenlerde aniden koşmaya başladı Josiane, aksi bir bunak gibi yorgunluktan küfür ederek çıkmaya başladım.
Zirvedeydim. Şöyle bir düşündüm; her yerde olan tanrı acaba burada da var mıydı ?
Varsa artık yalnız bırakmalıydı, kadının işiteceklerini kimse bilmemeliydi.
Evin soğukluğunu dışarı yansıtmamıştı, atkımı çıkarttım ilk defa bu kadar sıcak görüyordum omuzlarını..
Bedenlerimiz konuşurken kelimelerde anlam kazanmaya başlamıştı.
Biten bir havanın hiddeti gibi, nefesim oluyordu.
Dumanlı nefesini ciğerlerime doldurmak için sabırsızlanıyordum aslında.
Delirmiş olmalıydım, biraz kafam karıştı. Başlamamış birşeyin bitmesini beklerken kadınlığına karşı koyamıyordum.

Fransız sokağında sarmalayıcı karanlıkta Josiane ile olmak garipti.

Susacak hiçbir şeyimiz yoktu..


Mert Caner

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınızı bekliyorum!