Sabaha doğmamıza vakit ağlıyordu, saçları görünüyordu parmak uçlarından.. Her yanıdır uzanan güneş, saçaklarından öpüyorum.
Bileklerim mor, uzanıyorum ağırdan bedenine. En ince ayrıntısına kadar nüfuz edercesine..
Güçlü bir kelime vardı; altı heceden öte değildi..

Topraklarından kovulacağımı bilircesine sarılıyordum tanrıya..
Konuşamadığımız vakit, bir ince hüzün..
Soluğu bitiyordu günün, hafif eserken zihnimize..
Kırmızı giy kadın!
Güçlü bir kelime vardı; tak, tak, tak, tak..
Yalnızca her gece doğan ve ölen.
Kafası güzel bir kadın; eyvallahı da var..
Yosunlu bedenime dokunuyor, ağlamaklı..
Tırnakları perde; tırnakların, sırtımda. Bundan daha fazla dibe iniyor olamayız..

Elbisesi sıyrılırken rüzgâra, kaldırımlarda işitiyorum sesimizi..
Ben de iğreti durmayan bir ceketti bu. Bu durumun senin herhangi bir gecede uykunun kaçması ile alakası yok..
Şehir kokarken insanlığımız, köşebucaklara saklanıyorduk..
Topuk sesleri ellerimde susarken, utanıyorum geçmişimden kadın..
Alabildiğine mavi, kirlendik..
Biraz daha birikiyorum her adımda kadınlığına, terlerken naif elleri..
Cihangire sallanıyorduk. Çok sarhoştu. İşte bu yüzden güzeldi manzara..

Güçlü bir kelime vardı artık; hiç..

Mert Caner

1 yorum:

  1. İnanılası gibi değil, sabaha karşı ağlamayı özlemişim Mert. Bunu sen başardın.

    YanıtlaSil

Yorumlarınızı bekliyorum!