Aydınlığın nereden geldiğini bilirsin, başımı önüme eğiyorum hafiften..
Sırtının her santimine ağlayan bir şehre, adınla giriyorum..
Çöktü yere, göğe sığdıramadım; koca bir çığlık gibi hissediyorum..
Neredeyse yağmur, bileği kırık bir kadın gibi vücudundan dökülen bir ter damlası..
Güneşsiz iklimine denk geldim; ben bu kalbi taşımak zorunda mıyım..
Unutamamanın en ağır sebebiydi mevsimin..
Kimsesizlik saçlarından başlıyordu; adın, ağzımın tadı olmuş..
Üşüdüğümde, bacaklarının arasına alırdın; yatağımın kenarında dolaşan bir şarkı biliyorum..
Ciğerimin altına yapışmış soluğun, hiç mi kesilmedi bu şehrin koridorlarında..
Var olan coğrafyam..
Son yudumu öptüm, adını anmadan..

Çok zaman oldu, tüm değerlerimi kaybettim..
Sana ağlıyorum, senin duymadığın geceye aydınlık gelene kadar..
Sigaranın avutmadığı gibi utanıyorum senden..
Saçlarının kırıklarında, gece omuzlarından aşağı!
Soluğu İstanbul, elleri okyanus..
Ağlayan bir kadını sevdim..
Kaşlarını çatmış, özgürlüğü gidişinden..
Şimdilerde bir yalnızlıktayım, sen elimi tuttuğun vakit ilişirdi sevgi..
Berraklığını kaybetmiş bir mavidir artık tüm manzara..
Yüzümü acıtır bu son rüzgar!
Hayatımın efendisi de değilim, sürgün yemiştim ruhundan..
Cumhuriyetim artık yorgun; sonrası saçların zaten..
Dön sırtını göğsüme; uzaktan bana benziyorsun..
Yanlış yapmışım konuşmakla..
Ne çok ardına bakmışsın gidenler için..
Üstelik çırpındın..
Affet beni yoksunluğum; hayatımız, mutlu son etmedi!

Mert Caner