Nasıl düşüyorum boynuna.. 

Nasıl kaçıyorsun dilimin ucundan..
Etrafımız suskun, omuzlarında iki sıyrık beden..
Her şeyimiz gölgeli, yüklüyüz..
Sökülmüş bir iskeledir artık ruhum, denizimiz yorgundur..
Dayanamıyorum; ne de zormuş durup nefes almak..
Ne zaman fırtınaya dalıp ıslansam; bizbizeyiz, temiz ve gri..
Yalnızlığıma yeni sığınmış..
Oysa onca karanlık içindeyim..

Ayın tam önünde dallarım kırık!

Gökyüzü buraya kadarmış, gitmenin kıyısındayım..
Bütün gövdemiz yorgundu, yalnız seni alabildim..

Hiç durmadan dönüp öyle baksa..
Bu yüzden nasıl başındayız..
Olanca görkemiyle boynuna bir ben gerek..

Ölüm kadar ağırdır şimdi seni sevmek..
En kusursuz cinayetin altında..
Eşsiz bir ustalıkla tütün sarıp seviştik..
Oysa tutabilirdim seni..
Sararmış iki parmağının arasından bakıyorum artık mutsuzluğuma..

Şimdi karanlık çökmüşken yüzüme, dirhem dirhem bir esinti..
Ürperir toprak..
Sabaha doğru duruyoruz, densiz haykırışlarla; yağıp duran yağmur altında..
Bir yorgunluk uğruna yakıyoruz baharlı ağacı..

Ne uzun bir limandır artık sensizlik..
Hıçkıra hıçkıra yüzünle çıktığım bir avuç gökyüzüdür..
Hangi yola baksam, sonu sensin..
Bu uçurumdan kurtulmanın başka yolu yok..
Gece yarısı diyorum ki ölebiliriz..
Ellerinin bir sessizliği var, nasıl çocuktuk oysaki..
Karanlıkta ıslanarak nasıl güzel bir ölüm..

Görmüyorsunuz, ölümüzü bile bilmezsiniz..
Oysa dönüp yaşarız karanlığı..

Mert Caner