Yalnızlığı anlamaya başlıyor insan, tutamadığı bir zaman gibi..
Bir defa olsun ben yoktum, bir dağın yamacında durup ve susup..
Bir ses geliyor, biriyle konuşuyorum; lakin omuzlarımdaki ölünüz?
Yokluk çekerken yazamadım kendi yalanlarımı..
Günün en karanlık yerinde dururcasına,
Kelimeler bir göz yaşının altındayken yazılmıyor gerçeğin duası..

Meğer durup bir nefes almak gibiymiş yaşanılası hayat..
Şimdilerde hiçbir zaman olmayacağım kadar gerçeğim artık..
Yıllar sonrasına özenle giydirilmiş tek doğrum,
Doğaya hürmet etmeyi saçlarından öğrendim..
Bir Mercan’ın tozlu kıyısında..

Kuşların insanlığın yüzüne sığındığını ellerinden tanıdım,
Akşam olurcasına var olan tüm sevgilerin kıyısındayım..
Bir ihtilalin ortasında, gönlüme söylenmiş bir şarkı.
Dört bir yanı hırpalanmış topraklarını yeşertmeye geldim..

Gecenin en cehennem vaktinde, dalgalar ayaklarıma vururken tanıdım seni..
Yaşama sevincimin kırıldığı yerden kelimelerim gülümsedi sana..
Hafif adımlarla,
Yaraları açık bir kadın gibi sevdin beni..
Bir ceket gibi geleceğine giydin..

Ve artık seni sevmek bir sanattır..

Mert Caner

Bu şarkı da yanına gelsin: https://www.youtube.com/watch?v=A8a6kHQN9BA


Gözlerimin altında ölüm kokusu, son gecemize raks ediyoruz. Kaybettiğimiz o Karaköy; sen, ben..
Şimdilerde bir kuş ötüşünden tanıyorum seni.
Bir sabah ellerin saçlarımda, göğüs kafesimi seviyorsun..

Mert Caner


İlk kez sigara yakarcasına bir şehri yaktık dalgalar boyunca.. 

Bir sahil kasabasında buldum yüzüme düşen parmak uçlarını..
Titriyorduk sabaha karşı, sarılmıştık bir sessizlik uğruna..
Yorgan altında şehirden uzaklaşmayı, okyanusun sırtına yaslanıp uyumak istiyorum seninle..

Orta çağın bütün bahçelerinde koşarken,
Katolik kilisesinde diz çöken bir protestanın temizliğinde..
Buhranlı bir akşamda Paris'in ara sokaklarında dans etmek, delicesine..
Seninle kaçamadığımız, açamadığımız imkânsızlıkları omuzladık.
ondört martı boyunca denizde, bizden başka hiçbir toprak yeşermemişti..

En kısa çakmak mesafesinde terlemek, uyanmak ve aç kalmak..
Sarmalandığımız banyoda, duş arasında kusursuz bir infilak..

Saçlarından sırtına damlayan her ter damlası dilime düşerken,
Anaforunda ilk kez koşmaya başlayan bir çocuğun şaşkınlığı..
Sen gibi bir kadın, imla hatasız bir Aşk!

Tüm renklerin beyaza bulandığı bir yakanın altına giriyoruz beraber..
Metrelerce aşağı, bulutları ve geçmişimizi arkamızda bırakarak..
Aynı geceye ait olurken, göğsümde tadın..
Ellerin gözlerinde aynaya her baktığımda bir Venüs gibi içine saplanıyorum..
Yüzüne yansıyan Kudüs..

Kutsal topraklara adım atmak için yıllarca beklerken,
attığı her adımı yıllarca düşünebiliyor insan..

Sen ki içimdeki tek peygamber,
İsa'nın soylu fahişelerine cenneti yeniden sunuyoruz..
Her sabah başka bir ülkede..
Ritmimize raks eden şah damarın, tüm gerçekliğin duası..

Mert Caner


Küfürlerimiz bitip tütün sarar olduk.. 

Çırpınışlarımız vardı bizim, ölürken bütün şarapların aktığı.
Ah arınmışlığım!
Duygusuz yabancıların arasında gündüz geldi bile..
Limanıma yanaş.
Bildiğim bütün şiirleri idam ediyorum artık..
Nasıl bir talan bu!
Usul usul,
Fransa tarihinin herhangi bir yerinde geçmişimiz olmalı!

 Mert Caner


Dallarımız kırık, dört tarafım saçlarınla kaplı.. 

Ayın tam önünde, işleyemediğin tüm günahlar adına,
suskun bir kadın gibi kendimi yalnız bırakıyorum..

Yarına kalmış, kıyıda köşede..
Herhangi bir saatte elimi sana bula..
Daha yükseğe Tanrım!

Cemal'inden tutuklanıyor saçları kırık bir kadın..
Bir ağacı kıskanıyoruz en darından..
Silinmiş bir barutun içinde acımızı kekeliyoruz..

Sabahın beşinde, toprağımda bıraktığın izlerle yeşeriyorum..
İntiharıma adayıp bir Cumartesi sabahın bozgunlarına uğruyoruz..
Cumhuriyetimin ilk ütopyası..
Çırılçıplak iki rayı deviriyoruz..
Kâinatımın, yaradanımın ve yaralarımın altında!

Mert Caner


Aceleci bir yağmura düşüyoruz. 
Artık göremiyorum o güneşi..
Ellerinden, boynuma akan günahlarla arafın kapılarını açıyorum..
Dilim, lal olsun ağzında..
Yarı uyanık halimle öp beni!

İçinde uçan mavralardır karanlığımız..
Devrimci bir çocuk gibi, hıçkırır usul usul..
Nefesi değerdi ruhuma..
Sonumu, yolumu göremedim.
Yatağımın kenarında yokluğunu düşün.
Uçurumlar düşün, Tanrıya öyle yakın..
Mutlu olduğumuz o deniz, bir teline secde etmektir..
Saçların diyorum, Babil'ler görülür..

Mert Caner


Gözlerimin altında ölüm kokusu, son gecemize raks ediyoruz.
Kaybettiğimiz o Karaköy; sen, ben..
Şimdilerde bir kuş ötüşünden tanıyorum seni.
Bir sabah ellerin saçlarımda, göğüs kafesimi seviyorsun..

Mert Caner


Benliğimizi korumaya çalıştığımız her an özgürlüğümüzü kirletirken,
bir hiç uğruna şehvetle yolumuzu kaybediyoruz..

Yaşanılası en ağır hüznü maskesinde taşır insan..
Kaybetmekten korktuğum gibi azalıyorum..
Yağmur altında, bir küvetin başına uzanıyoruz..
O kadar umutsuz, o kadar yarana kadınım ki..
Meşru kılınan maskelerimizi yeniden kuşanıyoruz..

Mert Caner


Saçlarının renginde buldum yeryüzünü.. 

Koca bir Dünyayı yeniden yaratıyorum sana dair..
Artık göğsümde hissettiğim nefesimdir denize bıraktığın saçların..
Olur ya, bir gün tütün saramayacak kadar inancımızı yitirirsek,
Ellerimin miracıdır ortası iki yaka okyanus dudakların..

Meğer ne büyük yanlışmış, kırıldığımı anladığımda sevdim..
Gece bize vururken, karanlığa oturmuş soluklanıyoruz..
Mutluluğa ne yazık, kimse dokunamazken yalnızlığıma..
Halbuki yağmura seni bahsedercesine yarım kalmıştık..
Sesinle çıktığım her yolculuk adına eteğimizi sıyırıyoruz denize karşı..
Hafiften sigarama iliştiğim vakit, yan yana uzanmış gökyüzüne tüttürüyoruz yorgunluğumuzu..

Bu gece ruhumun derinliklerinde,
Yataklı vagonun alt ranzasında, bir kadını koltuk altından seviyorum..
Soluğunun kıyısındayım..


Mert Caner


Büyümeye zamanımız olmadı hiç..

Halbuki bu mevsimin çocuklarıydık..
Bir otel kapısında eksiliyor parmak izlerin..
Sonra Sonbahar geldi..
Yokluğunda vazgeçiyorum bugün..
Gecenin orta yerinde yine yalnızız..
Ne korkunç bir vakittir gece
Yine kapım çalmıyor..
Bıraktığım bir sancaktır damağımdaki gülücükler..
Yarı uyanık halimle bir çatı katı..
Yıldızların altında göğsümü kapadım..
Ruhum senin için ağlayabilirdi..
Bir akşamüstü üşüyebilirdik..
Sana neden sığındığımı da anlıyor değilim..
Dudağının kenarına bulaşan hayatı sil;
senin için uyanacak gözlerim yok artık..


Mert Caner